Bir pazar sabahında seninle uyanmak,
Ya da bir pazar sabahında sana uyanmak.
Daha kaç pazarımız olduğunu bilmeden,
Yaşamak doya doya, zamanla dost olmak.
Radyoda güzel bir şarkıyı dinlemek birlikte.
Eski günlere atıfta bulunarak şakalaşmak.
Bir kahvaltı masasında bir dilim ekmeği bölüşmek
Ama reçel konusunda sıkı bir kavgaya hazır olmak.
Bağırmak karşılıklı, sonra susmak susmak...
Gülümseyerek bakmak göz göze,
Sonra ayrılmamacasına sımsıkı sarılmak.
Her şeyi silip atabilmek, yeniden başlamak.
Binbir ümitle tutmak elinden, yola koyulmak.
Daha kaç pazarımız var bilmeden can,
Bir pazar gününe gülümseyerek uyanmak...
Ayşegül HAYVAR
26 Aralık 2010 Pazar
24 Aralık 2010 Cuma
BU SABAH BİR GÜL AÇTI BAHÇEMDE
Kapkara bir geceydi hiç bitmeyecekmiş gibi, gözlerin gibi. İlk doğumuna hazırlanan bir anne gibi gergin, huzursuz, sonu belirsiz.
Bir doğum sancısıydı bu yıllardır beklenen, her sancı başladığında ertelenen. Gökgürültüsü gibi, boran gibi, fırtına gibi...Ne büyüktü korkular ve acılar...Zaman geçtikçe büyüyen, büyüdükçe acısı güçlenen, çaresizlik deryasında azgın dalgalarla boğuşan bir küçük sandal. Her dalgada acısı katlanan, yaraları kanayan.
Zifiri karanlıkta bir kez kapanmamış göz kapakları ile yorgun, bitkin bir geceye daha nokta koyarken, bu sabah bir gül açtı bahçemde... Sarı, pembe, beyaz, kırmızı. Adını sevgi koydum, kokusunu yüreğime doldurdum...
Ayşegül HAYVAR
Bir doğum sancısıydı bu yıllardır beklenen, her sancı başladığında ertelenen. Gökgürültüsü gibi, boran gibi, fırtına gibi...Ne büyüktü korkular ve acılar...Zaman geçtikçe büyüyen, büyüdükçe acısı güçlenen, çaresizlik deryasında azgın dalgalarla boğuşan bir küçük sandal. Her dalgada acısı katlanan, yaraları kanayan.
Zifiri karanlıkta bir kez kapanmamış göz kapakları ile yorgun, bitkin bir geceye daha nokta koyarken, bu sabah bir gül açtı bahçemde... Sarı, pembe, beyaz, kırmızı. Adını sevgi koydum, kokusunu yüreğime doldurdum...
Ayşegül HAYVAR
20 Aralık 2010 Pazartesi
SENİ YUDUM YUDUM İÇMEK İSTİYORUM
Her yağmur yağdığında seninleyim biliyorsun. Dayanılmaz bir arzu duyarım sana karşı. Ayaklarım zevkle taşır bedenimi sana doğru, adeta uçarım.
Aaaaaahhhh şu yağmurlar, ne çok yer tutuyorlar hayatımda... Yağmurda sen, yağmurda ben, yağmurda biz, ikimiz biz olunca yağmurda zevkten ölmeliyiz. Yağmur muydu beni sana getiren, yoksa sen miydin beni yağmurda kendine aşık eden, çözemedim.
Yine yağmur yağıyor İzmir'de, içimde bir heyecan vuslata dair. Koşuyorum sana doğru bak karşında duruyorum. Usulca elimi uzatıyorum eline, yanmaktan korkmuyorum. O güzel yüzüne aşkla bakıyorum. Hele o bembeyaz boynundan kokladığımda... Tanrım zevkten ölüyorum. Yavaşça uzatıyorum dudaklarımı dudaklarına, seni yudum yudum içmek istiyorum. Dudaklarımda bıraktığın o eşsiz ıslaklık ve dilimdeki lezzetin... Günlerce kendime gelemiyorum inan, beni mest ediyor öpüşlerin.
Yağmur dindi, şimdi ayrılık vakti, ölüm gibi, yüreğim mahşer yeri. Sen benim canımsın, aşkımsın,sen benim dudaklarımdaki lezzetim kahve'msin...
Ayşegül HAYVAR
Aaaaaahhhh şu yağmurlar, ne çok yer tutuyorlar hayatımda... Yağmurda sen, yağmurda ben, yağmurda biz, ikimiz biz olunca yağmurda zevkten ölmeliyiz. Yağmur muydu beni sana getiren, yoksa sen miydin beni yağmurda kendine aşık eden, çözemedim.
Yine yağmur yağıyor İzmir'de, içimde bir heyecan vuslata dair. Koşuyorum sana doğru bak karşında duruyorum. Usulca elimi uzatıyorum eline, yanmaktan korkmuyorum. O güzel yüzüne aşkla bakıyorum. Hele o bembeyaz boynundan kokladığımda... Tanrım zevkten ölüyorum. Yavaşça uzatıyorum dudaklarımı dudaklarına, seni yudum yudum içmek istiyorum. Dudaklarımda bıraktığın o eşsiz ıslaklık ve dilimdeki lezzetin... Günlerce kendime gelemiyorum inan, beni mest ediyor öpüşlerin.
Yağmur dindi, şimdi ayrılık vakti, ölüm gibi, yüreğim mahşer yeri. Sen benim canımsın, aşkımsın,sen benim dudaklarımdaki lezzetim kahve'msin...
Ayşegül HAYVAR
15 Aralık 2010 Çarşamba
ZOR DEĞİL
Sensiz yaşamak zor değil,
Seninle yaşamak kadar.
Sensizliğe alışmak zor değil,
Seninle, sensizliği yaşamak kadar.
Sesini duymamak zor değil,
Seninle yaşarken duymak kadar.
Gözlerine bakamamak zor değil,
Onlarda nefreti görmek kadar.
Başımı taşa yaslamak zor değil,
Omuzunda huzur bulamamak kadar.
Sevgiyi aramak hiç zor değil,
Sende bulamamak kadar.
Bir kez ölmek te zor değil inan,
Seninle her gün ölmek kadar...
Ayşegül HAYVAR
Seninle yaşamak kadar.
Sensizliğe alışmak zor değil,
Seninle, sensizliği yaşamak kadar.
Sesini duymamak zor değil,
Seninle yaşarken duymak kadar.
Gözlerine bakamamak zor değil,
Onlarda nefreti görmek kadar.
Başımı taşa yaslamak zor değil,
Omuzunda huzur bulamamak kadar.
Sevgiyi aramak hiç zor değil,
Sende bulamamak kadar.
Bir kez ölmek te zor değil inan,
Seninle her gün ölmek kadar...
Ayşegül HAYVAR
14 Aralık 2010 Salı
ESKİ ARKADAŞ
Dün eski bir arkadaşımla karşılaştım
Konuştuk uzun uzun geçmişi,
O güzel günlerden özlemle bahsettik...
Birden seni sordu bana
Nasıl, iyi mi? diye,
İyi dedim...
Ne kadar iyi anlaşıyordunuz dedi,
Size hayrandım dedi,
Sizin kadar mutlu bir çift
Ömrümde görmedim dedi,
Beni senin gibi seveni bulsam
Neler vermezdim dedi,
Sonra sustu...
Hala seviyor musun onu dedi,
Seviyorum dedim hem de çok.
Ayrıldığımızı söylemeye
Gücüm yetmedi...
Ayşegül HAYVAR
Konuştuk uzun uzun geçmişi,
O güzel günlerden özlemle bahsettik...
Birden seni sordu bana
Nasıl, iyi mi? diye,
İyi dedim...
Ne kadar iyi anlaşıyordunuz dedi,
Size hayrandım dedi,
Sizin kadar mutlu bir çift
Ömrümde görmedim dedi,
Beni senin gibi seveni bulsam
Neler vermezdim dedi,
Sonra sustu...
Hala seviyor musun onu dedi,
Seviyorum dedim hem de çok.
Ayrıldığımızı söylemeye
Gücüm yetmedi...
Ayşegül HAYVAR
10 Aralık 2010 Cuma
SANA İHTİYACIM VAR
Geleceksen bir gün bana
Haber vermeden gel,
Üç kez çal kapıyı
Sen olduğunu bileyim.
Beş dakika bekle,
Hazırlanıp geleyim.
Açmazsam kapıyı,
Sakın dönüp gitme.
Ben senden önce
Kimseyi beklemedim ki...
Tüm hoyratlığınla kır kapıyı.
Dikkatlice bak,
Her yerde olabilirim.
Heyecandan dilim tutulmuş
Olabilir.
Gözlerimden sevinç gözyaşları
Sel gibi akabilir.
Ya dizlerim, onlar da
Titriyor olabilir.
Kalbim çok hızlı çarpabilir,
Hatta durmuş da olabilir.
Panik yapmadan gir içeri,
Sıkı sıkı sarıl bana
Sana ihtiyacım var,
Beni yanından ayırma...
Ayşegül HAYVAR
Haber vermeden gel,
Üç kez çal kapıyı
Sen olduğunu bileyim.
Beş dakika bekle,
Hazırlanıp geleyim.
Açmazsam kapıyı,
Sakın dönüp gitme.
Ben senden önce
Kimseyi beklemedim ki...
Tüm hoyratlığınla kır kapıyı.
Dikkatlice bak,
Her yerde olabilirim.
Heyecandan dilim tutulmuş
Olabilir.
Gözlerimden sevinç gözyaşları
Sel gibi akabilir.
Ya dizlerim, onlar da
Titriyor olabilir.
Kalbim çok hızlı çarpabilir,
Hatta durmuş da olabilir.
Panik yapmadan gir içeri,
Sıkı sıkı sarıl bana
Sana ihtiyacım var,
Beni yanından ayırma...
Ayşegül HAYVAR
25 Kasım 2010 Perşembe
BENİM OLMALISIN
Benim olmalısın diyorum benim.
Elimi uzatıyorum, uzatıyorum
İçim sızlıyor,çekiyorum.
Karşımda duruyorsun,
Sana dokunamıyorum...
Benim olmalısın diyorum benim.
Uzanıyorum içimde bir korku,
Ya bir gören olursa...
Yanıbaşımdasın ama,
Seni tutamıyorum...
Benim olmalısın diyorum benim.
Bir çocuk bencilliğiyle.
Sonra korkuyorum.
Ya alırken kırarsam...
Seni üzmektense, vazgeçiyorum...
Benim olmalısın diyorum benim.
Kararlı uzatıyorum ellerimi,
İşte tuttum çekiyorum.
Gözlerim aralanıyor birden,
Seni kaybediyorum...
Ayşegül HAYVAR
Elimi uzatıyorum, uzatıyorum
İçim sızlıyor,çekiyorum.
Karşımda duruyorsun,
Sana dokunamıyorum...
Benim olmalısın diyorum benim.
Uzanıyorum içimde bir korku,
Ya bir gören olursa...
Yanıbaşımdasın ama,
Seni tutamıyorum...
Benim olmalısın diyorum benim.
Bir çocuk bencilliğiyle.
Sonra korkuyorum.
Ya alırken kırarsam...
Seni üzmektense, vazgeçiyorum...
Benim olmalısın diyorum benim.
Kararlı uzatıyorum ellerimi,
İşte tuttum çekiyorum.
Gözlerim aralanıyor birden,
Seni kaybediyorum...
Ayşegül HAYVAR
YAĞMURLA VEDA
Yağmurlu bir gündü seni bana getiren.Yağmurla ıslanan toprağın kokusu hala burnumda. Daha bir parlaktı ağaçların yaprakları, çiçekler yağmura ve rüzgara inat dimdik ayaktaydılar sana hasret. Özlemdi belki sana tüm bu renkler. Yağmurun ıslattığı toprak gibi güzeldi kokun, senin bağrında güller açtı bende renk renk...
Sen geldin gözlerimden yaş eksik olmadı, mutluluktan, sevinçten, hazdan. Daha bir parlar oldu gözlerim yaşlarla sana bakmaktan. Her damla gözyaşımda senin o toprak kokunu duydum, uzandım binbir hazla göğsünde uyudum. Güller yeşerttim senin için, güller derdim senin için...
Sen giderken de yağmur vardı gözlerimde ama bir başka, gözpınarlarımı kanatırcasına. Oysa her yağmurda kokunu, o toprak kokunu duyardım. Yoksa toprak doymuş muydu yağmura.. Gök gürültüsünü andıran sesin vardı kulaklarımda çığlık çığlık ve ortasında kaldığım boran,fırtına... Ardından koşup dur gitme diyemedim. Gittin...Hala yağmur var gözlerimde...Gittin, sele teslim yüreğim...Gittin, ben paramparça...
Bak, ben de gidiyorum bir yağmurlu günde. Seni sana bırakıp içimde hasretimle. Ben yağmurla var oldum, yağmurla sevdim, yağmurla yaşadım...Ve yağmurlu bir sonbahar gününde hayattaki tüm izlerim silinsin istedim....Ayşegül HAYVAR
Sen geldin gözlerimden yaş eksik olmadı, mutluluktan, sevinçten, hazdan. Daha bir parlar oldu gözlerim yaşlarla sana bakmaktan. Her damla gözyaşımda senin o toprak kokunu duydum, uzandım binbir hazla göğsünde uyudum. Güller yeşerttim senin için, güller derdim senin için...
Sen giderken de yağmur vardı gözlerimde ama bir başka, gözpınarlarımı kanatırcasına. Oysa her yağmurda kokunu, o toprak kokunu duyardım. Yoksa toprak doymuş muydu yağmura.. Gök gürültüsünü andıran sesin vardı kulaklarımda çığlık çığlık ve ortasında kaldığım boran,fırtına... Ardından koşup dur gitme diyemedim. Gittin...Hala yağmur var gözlerimde...Gittin, sele teslim yüreğim...Gittin, ben paramparça...
Bak, ben de gidiyorum bir yağmurlu günde. Seni sana bırakıp içimde hasretimle. Ben yağmurla var oldum, yağmurla sevdim, yağmurla yaşadım...Ve yağmurlu bir sonbahar gününde hayattaki tüm izlerim silinsin istedim....Ayşegül HAYVAR
23 Kasım 2010 Salı
22 Kasım 2010 Pazartesi
Yerde upuzun yatıyordu Leyla, dudaklarında hafif bir tebessüm, zümrüt gözleri açık ve donmuştu bakışları uzaklarda...
Görevli, önündeki evrakı inceleyip başını kaldırdı ve karşısında duran gençlere baktı. "Neden kaçtınız?" dedi. İkisi de birbirinden mahcup bir an durdular ve sessizliği delikanlı bozdu. "Şeeeyyy...Biz birbirimizi seviyoruz ve evlenmek istiyoruz ama Leyla'nın babası izin vermiyor." "Neden?" diye sordu görevli. "Çünkü" dedi, "başlık istiyor ve benim bunu ödeyecek gücüm yok.". "Ama siz de daha çok gençsiniz." dedi görevli "Biraz daha bekleyebilirdiniz.". "Bekleyemem" dedi delikanlı, "Leyla'yı başlık parasını veren yaşlı birine verecekler zorla..."
Leyla'ya baktı görevli...Kumral saçlarının çevrelediği duru yüzünde zümrüt yeşili iri güzel gözleri dikkat çekiyordu. Öyle narin, öyle inceydi ki ve öylesine kırılgan, dokunsan darmadağın olacak gibiydi o an... "Leyla!" dedi görevli; "Daha çok küçüksün, henüz on altı yaşındasın, babanı ikna etmeye çalışmadın mı?". Leyla'nın o yeşil gözleri üzerine çiğ düşmüş çimen gibi oldu. "Biz babamla konuşamayız, o hep kendi istediğini yapar, bizim ne istediğimizin önemi yok ki!" dedi. "Ama" dedi görevli, "kaçmak da sorun üzerine sorun ekliyor. Yaşın küçük olduğu için seni babana verecek mahkeme ve sevdiğin de cezaevine girecek, biliyor musun?" "Biliyorum" dedi Leyla, "ama ben onsuz yaşayamam ki..." Çiğ tanelerini hapsetmeye daha fazla gücü kalmamıştı o zümrüt gözlerin. Delikanlı yavaşça elini tuttu Leyla'nın güç vermek istercesine. Leyla üzgün, Leyla yorgun ve daha da önemlisi Leyla umutlarını tüketmişti. Görevli, "Üzülme Leyla, belki babanı ikna edersiniz her şey yoluna girer." dedi, söylediğine her ne kadar kendi de inanmasa da... Leyla, "Hiç umudum yok!" dedi başını iki yana sallayarak. Evraklarının tamamlanmasının ardından iki genç mahkemeye gönderildi.
Görevlinin aklı Leyla'da kalmıştı. Acaba baba ikna olur muydu? Evlat sevgisini, para sevgisinin önüne tekrar alabilir miydi? Ama tecrübeleri, bu işin böyle olmayacağını işaret ediyordu. Leyla'nın ait olduğu toplumda kadın mal gibi alınıp satılıyordu. Kadının isteğinin ne önemi vardı? Kadının efendisi önceleri babası, sonra ise başlık parası adı altında ödemeyi yapan kocasıydı ve yanılmadı görevli. Aradan yaklaşık iki saat geçmişti ki haber geldi, Leyla ölmüştü... "Nasıl yani?" dedi görevli, "Bu, nasıl oldu?" Çok sevgili anlı şanlı babamızı ikna etmeye kimsenin gücü yetmemiş. Leyla'nın ağlamaları, yalvarmaları bir işe yaramamış. Nasıl yarasın ki henüz on altısında, henüz açılmamış bir gonca...Yasalar her şeyin üzerinde, beklendiği gibi delikanlı cezaevine gönderilmiş, Leyla ise babaya verilmiş. Mahkeme'ye dahi gitmeden umutlarını tüketen Leyla, duruşma salonundan çıkar çıkmaz o narin ve yorgun bedenini ikinci kattan aşağıya, beton zemine bırakıvermişti. Yerde upuzun yatıyordu Leyla, dudaklarında hafif bir tebessüm, zümrüt gözleri açık ve donmuştu bakışları uzaklarda... 22/11/2010
21 Kasım 2010 Pazar
Belki de bir özürdü gözlerinden süzülen iki damla yaş...
İş yerinin merdivenlerini çıkarken heyecan içindeydi Zeynep. Tam 32 yıl olmuştu Mehmet'le görüşmeyeli. Acaba ilk karşılaşmada tanıyabilecek miydi onu ya da arkadaşı, Zeynep'i tanıyabilecek miydi?
Karşılaştığı ilk görevliye Mehmet'in çalıştığı büroyu sordu. Görevli 4.katta olduğunu söyleyince hemen asansöre yöneldi Zeynep. Çok sevdiği arkadaşıyla buluşmasına sayılı dakikalar kalmıştı. Heyecanı biraz daha arttı. Bürodan içeriye girdiğinde tüm çalışanları bir anda gözleriyle süzdü. Hayır, bunların hiçbiri değildi Mehmet. Tip olarak değişmiş olsa dahi bakışlarından onu tanıyabileceğini düşünüyordu. Bir bayan görevliye yaklaşıp "Mehmet beyle görüşmek istiyorum." dedi. Görevli, arkadaşının izinli olduğunu, Pazartesi günü işe geleceğini söyledi. Yüreği sıkıştı Zeynep'in, boşuna mı gelmişti? Ama bir hafta daha bu şehirdeydi, görüşme şansı hala olabilirdi. Bayan görevliye; "Ben Mehmet'in liseden sınıf arkadaşıyım, işim gereği 32 yıldan beri başka şehirlerde yaşamak zorunda kaldım. Zaman zaman kısa vadelerle bu şehre geldim ama Mehmet ile görüşmek kısmet olmadı. O benim çok sevdiğim can arkadaşım. Bu defa onunla görüşmeden gitmek istemiyorum. Rica etsem ona yazacağım iki satırlık not ve telefon numaramı iletir misiniz?" dedi. Görevli, biraz isteksiz bir tavırla notu alırken Zeynep bürodan ayrıldı.
Pazartesi günü telefonunun çalmasını bekledi Zeynep. Saatler geçiyor ama beklenen telefon bir türlü gelmiyordu. Neden aramıyordu Mehmet? Bayan görevli notu iletmemiş olabilir miydi? Tekrar aramaya karar verdi Zeynep. İşyerinin santral görevlisine sordu arkadaşını, aldığı yanıt şaşırttı onu. Mehmet 5 gün izin almıştı yeniden. Notunun ulaştırılmadığını düşündüğünden yardım istedi görevliden. Görevli biraz nazlanıp sonra verdi telefonunu Mehmet'in. Zeynep, mutlu olmuştu. Öyle ya, az sonra arkadaşının sesini duyabilecekti, telefonla da olsa. Ne kadar şaşıracaktı kim bilir, sesini duyduğunda Mehmet? Numarayı bir çırpıda tuşladı ve çalan zil sesini dinlemeye başladı. Ama telefon açılmadı. Birkaç dakika sonra yeniden aradı, bu defa telefon meşgul sesi veriyordu. Bekledi ve birkaç dakika sonra yeniden aradı. Bu defa telefona ulaşılamadığı bilgisini aldı Zeynep. Yıkıldı, şaşkındı ve bir anlam veremiyordu. Ama kararlıydı, bir şekilde ulaşmalıydı ona ve sesli mesaj bıraktı arkadaşına. Mesajında sitem vardı. "Merhaba Mehmet, eski arkadaşına bir merhabayı çok mu gördün, aşkolsun". Tatili bitinceye kadar boşuna bekledi telefonun çalmasını ve ayrıldı o şehirden, çok sevdiği arkadaşının telefon numarasını da silerek...
Aradan yaklaşık 2 ay gibi bir zaman geçmişti. Zeynep'in telefonu çaldı. Arayan yine aynı liseden bir başka sınıf arkadaşı Metin'di. Metin ile de yakın zamanda görüşmeye başlamışlardı, yıllar sonra. Metin memlekete tatile gittiğini duyunca, eski okul arkadaşlarından kimseyi görüp görmediğini sordu ona. Zeynep de Mehmet ile yaşadığı bu anlamsız olayı anlattı ve biliyorsun dedi biz onunla çok iyi arkadaştık, neden benimle görüşmek istemedi, biz onunla sevgili değildik ki dedi. Metin ise "Zeynep, sen benimle dalga mı geçiyorsun? Mehmet seni seviyor, seninle nefes alabiliyordu. Bizler de ikinizin sevgili olduğunu düşünüyorduk" dedi. Zeynep şaşkındı, ne diyeceğini bilemedi, bu gerçek değildi, en azından kendi açısından. Peki ya Mehmet, böylesine yoğun duygular yaşarken nasıl saklayabilmişti Zeynep'ten? Veya Zeynep hiç mi anlayamamıştı Mehmet'in duygularını?... İyi günler dileyip telefonu kapattı Zeynep ve 32 yıl önceki anılara döndü.
Mehmet ile bu günkü söyleyişle kanka olduklarını varsaymıştı hep. Onu asla başka bir gözle görmemişti. O, kankasıyla günlerinin tadını çıkartırken; Mehmet, arkadaşlığını kaybetmemek adına aşkını gizlemeyi başarmıştı. Şimdi anlamaya başladı Zeynep, Mehmet'in neden görüşmek istemediğini. Nasıl acı çekmişti kim bilir Mehmet? Zeynep bunları düşünürken gözlerinden iki damla yaş süzüldü. Belki de bir özürdü bu yaşlar kankasına bilmeden yaşattığı acılar için... 21/11/2010
Toroslardan Geçtim Sağanak Altında
TOROSLARDAN GEÇTİM SAĞANAK ALTINDA
Yıllarca görkemiyle çekti beni Toroslar
Neş'e ile kaç defa geçtim Toroslardan
Toroslar özlem,
Toroslar sevinç,
Toroslar mutluluk,
Toroslar hasret bitimi,
Toroslar sen demekti.
Sen vardın Torosların ardında
Herşeyim...
Sevgiyle gelirdim sana durmadan
Özlemim...
Senin yokluğunda dün gece,
Toroslardan geçtim alabildiğine sessiz,
Sağanak altında.
Sırılsıklam olan bedenime sebep
Yağmur değil,
Gem vuramadığım gözyaşlarımdı
Beni ıslatan.
Toroslar soğuk,
Toroslar kasvetliydi,
Toroslar bir garipti alışamadığım.
Ürperdi tüm bedenim yol boyunca,
Korktum yalnızlığımdan,hüzünlendim.
Sonra...ağladım,ağladım doya doya.
İsyanlar da çare değil,boşuna.
Seni düşündüm senden ayrı
Yol boyunca...
Dün gece Toroslardan geçtim
Her taraf sessiz.
Bir baktım,gülümsüyorsun karşımda
Sonra tatlı sesini duydum
Sevecen ve sıcak.
Sonra uzandım dizlerine
Büyük bir hazla.
Şefkatle saçlarımı okşayışında
Derin bir sevginin izi vardı
Hiçbir sevgide,
Aşkta tatmadığım...
Yanağıma kondurduğun öpücükte
Dünyanın tüm sevgilerinin tadı vardı.
Kendimi alamadım o an senden,
Ama heyhat,yoktun...
Beni tüm sevgilerden kopartan,
Çılgınca akan gözyaşlarımla
Gerçeğe döndüm.
Öyle uzaktın ki bana,
Ulaşmak imkansız.
Öyle yakındın ki bana,
Yüreğimde kıpır kıpır...
Beni sevdin,çok sevdin biliyorum.
Ben de seni sevdim biliyordun.
Seni sevdiğimi artık sana söyleyemem
Ölüm ayırdı bizi
Kimseye söz edemem.
Annem,canım annem,meleğim
Dün gece sensizlikte ilk kez
Toroslardan geçtim sağanak altında
Geçmiş duygularımda mutluluk,
Gelecekte hüzün vardı.
Dün gece Toroslardan geçtim sağanak altında
Duygularım gözyaşlarımla karıştı
Coştu,coştu durmadan dağlar boyunca.
Torosların güzelliği yok artık
Eski büyüsü yok.
Toroslar hüzün,
Toroslar hasret,
Toroslar ümitsizlik,
Toroslar ayrılık,
Toroslar S E N S İ Z L İ K,
Toroslar ölümü çağrıştırıyor,
Umutlarım bitti artık...
Ayşegül HAYVAR / 01.02.1995
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)